|
Adından da
anlaşıldığı gibi sergi üç oyuna ait fotoğraflardan oluşuyor. 1993 yılından beri
Devlet Tiyatroları’nda Sahne Fotoğrafçısı olarak görev yapan Gökhan Yolcu
fotoğrafladığı yaklaşık 350 oyun arasından kendisi için özellikle önem taşıyan
bu üç oyunu seçmiş. Bu üç oyunun seçimindeki ana etken fotoğrafçının Sahne
Fotoğrafına bakışında insan unsurunu ön plana alması. Devlet Tiyatroları
sahnelerinde farklı sezonlarda sahnelenmiş bu oyunlar; Josef Szajna’nın yazıp
yönettiği Ankara Devlet Tiyatrosu yapımı “İzler”(1993), Orhan Asena’nın yazıp
Işıl Kasapoğlu’nun yönettiği Diyarbakır Devlet Tiyatrosu yapımı “Korku”(1994),
Murathan Mungan’ın yazıp Mustafa Avkıran’ın yönettiği Ankara Devlet Tiyatrosu
yapımı “Geyikler Lanetler”(2000). Sergide toplam 30 fotoğrafa yer veriliyor.









“FOTOGRAFLAR, GÖRÜNTÜLEDİKLERİ HERHANGİBİR OLAYI
YA DA
KİŞİYİ SAHİP OLUNABİLECEK BİRŞEY HALİNE GETİRİRLER.”
Tiyatroda oynayanı da seyredeni de
etkileyen önemli bir durum vardır. O gece o seyircinin izlediği ve o oyuncunun
oynadığı özeldir, o geceye aittir. Bir önceki ya da sonraki gecelerin oyunu o
geceninkiyle hem aynıdır, hem başka. Çünkü oyun her gece yeniden oynanır. Bir
metin, reji ve sahne tasarımı doğrultusunda oynanıyor da olsa onu oluşturan her
şey o geceye ilişkindir. Bir anlamda savunmasız bir konumdadır, yitip
gidecektir. İşte fotoğraf onu Susan Sontag’ın dediği gibi bizim yapabilecek,
bizimle kalabilecek hale getirecektir. “bir şeyi fotoğraflamak ona sahip
olmaktır.”
Tiyatronun (mu tiyatrocunun mu?) kaderi
kalıcı olamamak. Haldun Taner’in Fasulyecıyan’a söylettiği gibi her oyun sonunda
“ve perde” olacaktır. Seyirci gider, replikler uçuşur, boş koltuklar makyajını
temizleyen oyuncunun karşısında (hüzne yer vermeden) bir sonraki oyunu beklemeye
başlamıştır bile. O gece o oyun bitmiştir, artık öyküsü anlatılacak anılar
arasına girmiştir. Bu anıların, kendilerini süsleyecek, belgeleyecek
fotoğraflara gereksinimi vardır.
Türkiye’de tiyatro fotoğrafı konusunda
tiyatrolar yeterince ilgili olmadılar. Batıda bu alan yetişmiş uzmanları,
sanatçıları ve porfesyonel ilişkileriyle Tiyatronun ayrılmaz bir parçası.
Örneğin Berlin Tiyatrom’un Sanat Yönetmeni olduğumda 40 bin mark tutarındaki bir
prodüksiyonun bütçesini yaparken 4 bin markı fotoğraf sanatçısının (Grips
Theater’in fotoğrafçısıydı) birkaç günlük çalışması için ayırıyorduk. Ayrıca
fotoğraflardan herhangibirini kullanan basın, o resim için fotoğrafçının
hesabına 70 mark gönderiyordu.
how to detoxify Bunlar tiyatronun kalıcılaştırılabilmesine
ilişkin akla gelenler. Oysa bir de sanatsal boyutu var.. Tiyatro birçok sanatsal
yeteneğin ve yaratının birleşmesiyle oluşuyor. Tiyatro ,edebiyat, görsel
sanatlar ve bazen müzik ve dans birlikte yaratıyorlar “oyun”u. Eğer o anı
saptayan bir fotoğraf makinesi ve onu kullanan bir fotoğraf sanatçısı varsa
başka bir sanatsal alan daha devreye giriyor.. Gökhan Yolcu’nun fotoğrafları da
bu anlamda değerli. Yalnızca sahiplenilmeye yönelik bir anlamla yetinmiyor. Onun
fotoğrafları daha fazlasını istiyor.Bir oynanışı anımsatmanın ötesinde kendi
algıladığı ve yorumladığı haliyle ve kendi biçemiyle yeni bir şey yaratıyor.
Tiyatro sanatıyla fotoğraf sanatı, O’nun diliyle buluşuyor. Yıllardır yüzlerce
oyundan çektiği fotoğraflarda sayısız oyuncunun oyunlarından müthiş görüntüler
var arşivinde. Onlar size o oyunlardan daha farklı şeyler duyumsatıyor…Siyah
beyazın soylu sadeliği ve derinliğiyle sizi alakoyuyor…
Gecikerek de olsa (serginle) hoş geldin
Gökhan Yolcu, iyi ki geldin, yolun açık olsun.
Gülşen Karakadıoğlu
|